28 Eylül 2026 Pazartesi

İnsanın İçindeki Öteki

Bazen insan, kırgınlıklarını bir kenara bırakmayı öğreniyor. Unuttuğu için değil; taşımanın artık kendisine ağır geldiğini anladığı için… Sonra bir gün, bütün bunları olduğu yerde bırakıp yürümek istiyor insan. Ne hesap sormak ne de bir açıklama beklemek…

Ben de bıraktım kırgınlıklarımı bir kenara.

Çünkü insan bir noktadan sonra şunu anlıyor: Her yarayı bir başkasının merhemiyle iyileştiremiyor. Bazı yaraların ilacı, yine insanın kendi içinde saklı. Bu yüzden ne bir dost bekledim artık ne de bir arkadaş. Beklemek, insanı çoğu zaman kendi hayatının kapısında nöbet tutan birine dönüştürüyor. Oysa hayat, kapıda bekleyenlerle değil, yola devam edenlerle güzelleşiyor.

İçimde birikenleri kimseye anlatamadığım zamanlar oldu. Dilime gelen sözleri söylemek yerine suya anlattım. Belki suyun hafızası yoktu; belki de vardı, bilmiyorum. Ama dinledi beni. Yargılamadı, cevap vermedi, akıl vermedi. Sadece akıp gitti. Bazen insanın ihtiyacı olan da tam olarak bu: Kendini anlatabileceği ama kendisinden bir şey istenmeyeceği, yargılanmayacağı bir sessizlik…

Sonra fark ettim ki insan, sustukça kendisini daha iyi duyuyor.

Kalabalıkların içinde yıllarca başkalarını dinledim. Kimin ne söylediğine, ne düşündüğüne, neden gittiğine, neden kaldığına kafa yordum. Fakat kendime sormayı unuttuğum bir soru vardı:

“Ben ne istiyorum?”

İşte insanın asıl yolculuğu, bu soruyu kendisine sorduğu yerde başlıyor.

Anladım ki bende bir ben daha var.

Kimsenin bilmediği, kimseye anlatmadığım, bazen benim bile unuttuğum bir ben… Kırıldığında sessizleşen, yorulduğunda içine çekilen, kalabalıkların ortasında bile kendi yalnızlığını taşıyan bir ben. Belki de yıllardır aradığım dost, anlatacak birini aradığım hikâyelerin kahramanı hep oymuş.

Meğer insan, en çok kendisine geç kalıyormuş.

Şimdi kırgınlıklarımı bir kenara bırakıp kendime doğru yürüyorum. Ne birinden bir şey bekliyorum ne de geçmişten bir hesap. İçimdeki o diğer beni bulmaya çalışıyorum.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan yeni bir hayat değil; kendisinin yeniden farkına varmaktır.


20 Eylül 2026 Pazar

Fazla mütevazılık, cahilden nasihat dinletir

İnsan bazen bildiğini söylemez. “Ben bilirim.” demekten çekinir, karşısındakini kırmamak için susar. Her söylenene başını sallar, her fikre eyvallah eder. Bunu da mütevazılık zanneder.

Oysa susmak her zaman erdem değildir.

Öyle zaman gelir ki, sen sustukça kendini bilen bilmez, bilen susar; cahil konuşur. Sen geri durdukça, hayatında bir adım atmamış olan sana yol tarif etmeye başlar. Hiç yük taşımamış olan, senin omzundaki yükün nasıl taşınacağını anlatır.

Mütevazılık, kendini küçültmek değildir. Bilgini inkâr etmek, tecrübeni yok saymak hiç değildir. Asıl tevazu, bildiğini bilmek; bilmediğini de kabul etmektir.

Her söylenene “haklısın” demek olgunluk değildir. Bazen en doğru söz, “Hayır, burada yanılıyorsun.” diyebilmektir.

Çünkü haddini bilmek kadar, başkasının haddini bilmesine izin vermek de önemlidir.

İnsan ne kibirlenmeli ne de kendini değersizleştirmeli. Yerini, sözünün kıymetini ve susacağı zamanı bilmeli.

Zira fazla eğilirseniz, sırtınıza basarak yükselmeye çalışanlar çıkar.


13 Eylül 2026 Pazar

Ziyan mısın, İlaç mısın?

“İnsan var insanda ziyan olur

İnsan var insana ilaç olur”

İnsan, insana rastlamadan kendini tamamlayamaz belki de. Çünkü insanın en derin yaraları da en sessiz şifaları da yine bir başka insanın elinden gelir.

Kimi insanlar hayatımıza bir ışık gibi girer; karanlığımızı azaltır, yolumuzu aydınlatır. Kimi ise ardında görünmeyen yaralar bırakır. Bir sözleri günlerce içimizi ısıtır, bir başka sözleri yıllarca canımızı acıtabilir.

Demek ki insan, insana yalnızca insan olarak dokunmaz.
Kimi zaman yara olur, kimi zaman merhem.

“İnsan var, insanda ziyan olur.
İnsan var, insana ilaç olur.”

Bu söz, aslında hepimize aynı soruyu sorar:

Biz, başkasının hayatında neyiz?

Bir yük mü, bir kırgınlık mı; yoksa düştüğünde uzanan bir el, karanlığında yanan bir ışık mı?

Çünkü insanın dünyadaki gerçek değeri, sahip olduklarıyla değil, dokunduğu hayatlarla ölçülür.

Bazen bir tebessüm, bir ömrün en güzel hatırası olur. Bazen küçücük bir iyilik, umudunu kaybetmiş bir kalbe yeniden hayat verir. Ve bazen insan, farkında bile olmadan bir başkasının yarasına merhem olur.

Gün gelir isimler unutulur, makamlar geçer, sahip olduklarımız elimizden çıkar. Fakat bir gönülde bıraktığımız iyilik kalır.

Öyleyse bu kısa hayat yolculuğunda birbirimizin yarasını çoğaltmak yerine azaltalım. Bir gönlü incitmeden geçelim. Bir düşkünün elinden tutalım. Bir yalnızın yanında duralım.

Çünkü insan, bu dünyadan ne kadar yaşadığıyla değil, kimlerin hayatına iyi geldiğiyle geçer.

Ve geriye tek bir soru kalır:

Biz, birilerinin hayatında ziyan mı olduk, ilaç mı?

Belki de insan olmanın en güzel hâli,
insana iyi gelen insan olabilmektir.


5 Eylül 2026 Cumartesi

Hayatı İlk Kez Yaşıyorsun

Kendine yüklenme!

Sen bu hayatı ilk defa yaşıyorsun.
Ne yolunu biliyorsun bütünüyle ne de sonunu…

Bazen yanlış bir kapıyı çalacaksın, bazen yanlış insanlara güveneceksin. Kimi zaman düşecek, kimi zaman kendini yeniden bulacaksın.

Ama hayat biraz da budur:
Bilmeden yürümek, yanılarak öğrenmek, düşerek güçlenmek…

Dün yaptığın hatalarla bugünkü kendini yargılama.
Dünkü sen, elindeki imkânlarla elinden geleni yaptı.

Kendine biraz merhamet et.
Çünkü insanın en uzun yolculuğu, kendine doğru yaptığı yolculuktur.

Ve unutma:
Sen bu hayatı ilk defa yaşıyorsun. Kendine acımasız değil, yoldaş ol.


3 Eylül 2026 Perşembe

Madem İnsan Doğduk

“Madem insan doğdum, olabileceğim en iyi insan olmalıyım.”

Hayatın telaşına kapılıp gidiyoruz. Bir yerlere yetişiyor, bir şeyler kazanıyor, daha iyi bir hayat kurmaya çalışıyoruz. Günler, yıllar geçiyor…

Sonra bir an durup kendimize soruyoruz:

“Bütün bu koşuşturmanın sonunda, ben nasıl bir insan oldum?”

Yunus Emre’nin gönül anlayışı, Mevlânâ’nın insanı kendine dönmeye çağıran sözleri aslında bize çok şey söylüyor: Önce kendimizi güzelleştirelim. Öfkemizi, kibrimizi, hırsımızı fark edelim; her gün biraz daha iyiye yürüyelim.

Çünkü mesele kusursuz olmak değil; yanlış yaptığında fark edebilmek, kırdığında gönül alabilmek, kimse görmese de iyilikten vazgeçmemek.

Bazen bir selam, bir tebessüm, içten söylenmiş güzel bir söz yeter.

Sonunda geriye ne kadar kazandığımızdan çok, nasıl yaşadığımız ve insanların kalbinde nasıl bir iz bıraktığımız kalacak.

Madem insan doğduk; bari insanlığımızı güzelleştirelim.


26 Eylül 2025 Cuma

Ak Kız

 Ayaz düşerken yaylanın yüreğine, bir ak kız yürür çiylerin üstünde…

Ne sesi kalır rüzgâra, ne kokusu zamana…

Ak Kızın İzinde, hatırlamak için yürür insan bazen…


Anlamak

Yaş ilerledikçe neyi daha iyi anladınız?


Cevap:

Yaradan bizi en uygun zamanda yaratmıştır. Allah'ın bizim için seçtiği şartlar, yer ve zaman en isabetlisidir. Olmamız gereken yerde bulunuyoruz. Öyleyse bunun kıymetini bilmeli israf etmemeliyiz.

17 Temmuz 2025 Perşembe

IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü

Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü

Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü

Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana

Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.


Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden

Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden

Bebekler hayta hayta yürümeden

Geleceğim diyorum, geleceğim sana

Ne olur kesin bir takvim sorma bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.


Beklesen de olur, beklemesen de

Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende

Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde

Hangi ses yürekten çağırır beni sana

Geleceğim diyorum, takvim sorma bana

-Ihlamur çiçek açtığı zaman.


Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi

Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi

Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?

Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana

Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.


Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden

Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben

Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden

Gemileri yaksalar da geleceğim sana

On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana

-Ihlamur çiçek açtığı zaman.


Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif

Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız

Ey benim alfabemdeki kadîm Elif

Ne güzellik, ne de tat var baharsız

Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana

Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.


Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan

Kimseye uğramam ben sana uğramadan

Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana

Takvim sorup hudut çizdirme bana

Ben sana çiçeklerle geleceğim

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

BAHATTİN KARAKOÇ


22 Mart 2025 Cumartesi

Kırılmak

İnsan kırılan kalbi için küsmeyi bulmuş bakmış affedemiyor susmayı bulmuş. Ama içi içini yemiş, sessizliğiyle yankılanmış kendi içinde. Ne kadar uzaklaşsa da kırıklığın izleri hep içinde kalmış. Sonra anlamış ki küsmek çözüm değil, susmak iyileştirmiyor. İnsan, kırılan yerlerinden büyümeyi öğrenmeli, affedemese bile hafiflemeyi bilmeli. Çünkü yükünü hep içinde taşımak, yarayı kanatmaktan başka bir şey değil…


7 Mart 2025 Cuma

Burukluk

 “Bir burukluk var, hep vardı. Öyle alengirli sözlerle falan anlatmak istemiyorum. Bir burukluk var. Hep vardı..”


4 Mart 2025 Salı

Kıymak

Bir insana bağlı olmakla, bağımlı olmak, kıskanmakla, saplantılı olmak, onunla yaşamakla, onsuz yaşayamamak ve bir insanı sevmekle, severek öldürmek arasında çok kalın bir duvar vardır.

Ve o duvarın üzerinde şu yazar;

İnsan sevdiğine asla kıyamaz…!

İnsanın İçindeki Öteki

Bazen insan, kırgınlıklarını bir kenara bırakmayı öğreniyor. Unuttuğu için değil; taşımanın artık kendisine ağır geldiğini anladığı için… S...